Merhaba!

Ben Derya Ercan

Grafik Tasarım

çözümleri için buradayım!

Türk Sineması’nda Devrim Gibi Bir Film: Arif v 216

(SPOILER İÇERİR.)

Cem Yılmaz’ın bizi gülmekten neredeyse ağlatacak konuma getiren stand up gösterilerinin yanı sıra çektiği filmler de çoğumuzun film arşivinde yerini aldı bu zamana kadar. Herşey Çok Güzel Olacak, G.O.R.A, A.R.O.G, Yahşi Batı, Ali Baba ve Yedi Cüceler, Hokkabaz ve Pek Yakında’dan sonra Arif v 216 filmiyle de gönüllerde taht kurmayı başardı. Benim için bir numara A.R.O.G iken sanırım onun yerini Arif v 216 aldı diyebilirim.

“Abi hiç gülmedik ya” cümlelerini kabul etmiyorum. Film ve stand up arasındaki farkı artık -yıl 2018- anlamalıyız bence. Stand up’ta güldüğün kadar bir filmde gülmeyi beklemek mantıken yanlış çünkü adı üzerinde film, seri. Sen orada gülmeye çalışırken bilmem kaç sahne birden kaçırabilirsin. Stand up sahnesindeki kişi senin gülmeni takip ederek gösterisine devam edebilir ancak filmde böyle bir şey mümkün değil biliyorsun. Arif v 216’da gerçekten güldüğüm çok yer oldu, tadındaydı, ayarındaydı, anlık gülüp geçtim diyebilirim. İşin ilginci -hafızası çok iyi bir insan olmamakla birlikte- bir çok espri de aklımda kalmış. Adam şaka yapmıyor, resmen işliyor ince ince. Gülmediysen eğer, biraz derin düşünmek ve filmde geçen dönemlerle ilgili bilgi sahibi olmak gerek diye düşünüyorum.

Filmin neresinden başlasam bilmiyorum anlatmaya, en iyisi dal göbekten dalayım. Beni en çok etkisine alan kısımlar tabiki 1960’lara dönüş, Yeşilçam artistleri ve dönem sanatçıları oldu. Favorim ise kesinlikle Zeki Müren karakteri ile Çağlar Çorumlu’nun müthiş performansı. Mantar topuktan ve vatkadan vurulduğu sahnelerde çok başka platformlara geçiş yaptığıma inanıyorum gülmekten. Filiz Akın ve Ajda Pekkan karakterleri için aynı şeyi pek söyleyemeceğim ancak o karakterler de yüzüme bir gülümseme kondurmadı değil. Kerem Alışık’ın Turist Ömer tiplemesiyle kendi babası Sadri Alışık ile son kez helalleşmesi ağlattı bizi be!  “Naptın abi!?” dedik. 

Gelelim filmin beni en çok etkileyen tarafına: Filmde yer alan ve tekrar seslendirilen şarkılar; Araba, Kuzu Kuzu, Şımarık, Bandıra Bandıra, Aya Benzer, özellikle Bizim Mahalle. Playlistimde anında yerlerini aldılar. Favorim Bizim Mahalle ve Aya Benzer sanırım, bilemiyorum hepsi de favorim olabilir. İskender Paydaş’ın prodüktörlüğünde geliştirilen şarkıları, Cem Yılmaz’ın inanamadığım yorumuyla dinlemek çok ilginç oldu ve çok sevdim. Zor bir şey gerçekten. Normalde şarkı söylemeyen birinin, kendince bir tipleme yaratıp (Arif Işık), bu tiplemeye şarkı söyletmesi ve bu denli başarılı olması gerçekten zor iş. Gıptayla bakıyorum, tebrik ediyorum, herkese de dinleteceğim, dinletiyorum. Seda Bakan, Ozan Güven ve Şebnem Keskin’in de hakkını yememek lazım ve tabi diğer söyleyenlerin de ağzına sağlık.

Film prodüksiyon olarak çok güçlü. Sen önce bugünü yaşa, sonra 1960’lara dön, sonra orada oluşan farklılıklarla gelecek etkilensin daha farklı bir bugüne dön, sonra tekrar 60’lara dön olayları düzelt oraya dön buraya dön derken hiç kopmadan ustaca ilerlemiş kurgu. Hiç sıkılmadım, “aman ya abartmış” demedim. Filmin başındaki ajanlarla dövüş sahnesinden 60’lardaki mahalle yaşantısına,Erşan Kuneri’nin kaykayından Besim Toker’in Pertev Oyuncakları’na, Garavel Usta’nın gözlerinin açılmasına ve uçak kullanmasına her şey her şey dolu dolu. 

Tek bir şeyi eleştirmek zorundayım, acizane olarak o da gözümün gördüğü, (özellikle uçak ve havalimanı sahneleri) efektler bariz belliydi, insan topluluğunun komple kesilip oraya konduğu ya da arka planların değiştirildiği sahneler. Vardır bir açıklaması; filme servet dökülmüş, bunun gibi bir şeyden kaçılacağını düşünmüyorum.

Atladığım bir çok şey olduğuna eminim. Başından sonuna süper bir film, süper bir prodüksiyon, teknik hatalar illaki vardır ancak ben işin uzmanı değil seyirciyim. Daha iyisi nasıl olcak diyordum oldu, daha da iyisi olacak demektir. Helal olsun Cem Yılmaz’a, Can Yılmaz’a, ekibine ve emeği geçen herkese!

Derya ERCAN

Sayfa Başı